Deriş ailesinde avukatlık meslek olmanın ötesinde bir aile geleneğidir. Kuşaklar boyunca Türk hukukunun yaşamın bir parçası olduğu ailede bu mesleğin ilk temsilcisi Celal Derviş Bey oldu. Selanikli Ali Ağa’nın 1855 doğumlu oğlu İsmail Nazmi Bey yabancı dil becerileri sayesinde Selanik Emtia-i Ecnebiye Gümrüğü Başkâtipliği’ne kadar yükselmişti. Onun yabancı firmalarla ilişkisi ailesinin gelecek vizyonunu kökten değiştirdi. 1882’de dünyaya gelen oğlu Celal Derviş, 1905 yılında İstanbul’daki Mekteb-i Hukuk-ı Şahane’yi bitirdikten sonra az bulunur bir hukuki sahada uzmanlaşacak ve genç yaşında, uluslararası ticaret hukukuyla ilgili meselelerde aranan bir isim haline gelecekti.

Celal Derviş Bey henüz askerliğini yapmadığı için Selanik’ten ayrılma ve İstanbul’da mesleğini icra etme izni alamayınca, 1906 yılında Selanik’te Yadigâr-ı Terakki Mektebi Yalılar Şubesi fahri müdürü olarak göreve başladı. Geride bıraktığı yıllarda kendini iyi yetiştirmiş, Türkçe, Fransızca, İtalyanca, Almanca ve Rumca öğrenmişti. 1908 yılında hem dava vekili ruhsatı aldı hem de Selanik’teki hukuk mektebinde ikinci sınıfların İdare Hukuku derslerine girmeye başladı. Burada verdiği derslerde kullandığı notlar “Hukuk-i İdare” adlı bir ders kitabı halinde yayımlandı. Bu yıllara ait belgeler, Celal Derviş Bey’in eğitimle ilişkisinin bazı zorlayıcı nedenlere de bağlı olabileceğini düşündürmektedir; zira babası 1903 yılında emekliliğe ayrılmayı talep etmiş, bu isteği üç yıl sonra kabul edilmişti. İsmail Nazmi Bey’in birkaç yıl sonra emekli aylığının artırılmasını istemesi ve bu talebin kabul edilmemesi, Celal Derviş Bey’in hızla iş hayatına atılmasında ailesinin maddi yükünü paylaşmak istemesinin rol oynadığını akla getirir.

Celal Derviş Bey, 1908 olayları sırasında II. Meşrutiyet coşkusunun en derinden yaşandığı Selanik’te Hürriyet Meydanı’ndaki gösterilerde nutuk atan gençler arasındaydı. Burada yaptığı konuşmanın dışında devrin entelektüel yaşamının da bir parçası olmaya başlamıştı. Kaleme aldığı yazılardan biri Selanik’te çıkan Zaman gazetesinde “Hayat-ı İçtimaiyemiz ve Kadınlar” başlığıyla yayımlandı. Aynı gazetede Makale-i Mahsus bölümünde, rumi takvim ve II. Meşrutiyet devrinin kısa bir analizini yaptığı “On Temmuzdan Beri”, yine kadınlarla ilgili “Kadınlara Dair” gibi yazılar kaleme aldı. Makaleleri içinde en görkemlisi ise 17 Aralık 1908 tarihinde Osmanlı Parlamentosu’nun açılışı münasebetiyle yazdığı ve gazetenin ilk sayfasının tamamını kaplayan başyazıydı. “Millet Meclisinin Küşadı” başlıklı bu yazı, Kanun-ı Esasi’nin mimarı Midhat Paşa’ya adanmıştı.

Aynı gazetede birkaç gün boyunca yer alan, büyük olasılıkla, ilk gazete ilanında ise şöyle deniyordu: “Dava Vekili Celal Dervişİdarehanesini ‘Zaman’ gazetesi ittisalindeki [bitişiğindeki] hane-yi mahsusa nakl eylemiştir.”

Celal Derviş Bey, Selanik’te cemiyet hayatının giderek daha önemli bir siması haline geliyordu. Bir grup arkadaşıyla birlikte, Selanik’teki Terakki Lisesi mezunları için merkezi yine Selanik’te olan “Terakki Mezunları Cemiyeti”nin kurucuları arasında yer aldı. Ancak aynı dönemde Balkanlar’da harp yılları nedeniyle suların ısınması, ailenin yüzünü İstanbul’a çevirmesinde etkili oldu ve Celal Derviş Bey de 1912 yılında genel hukuk amaçlı bürosunu bu şehirde, Galata semtinde kurdu. Esas olarak ticaret hukukuyla ilgili konularda faaliyet gösteren büro, yıllar içinde fikri ve sınai mülkiyete ilişkin davalara yönelerek bu alanın gelişmesine öncülük etti. Sabiha Sertel ise kızı Yıldız Sertel’in derlediği anılarında ağabeyi Celal Derviş’in 1908’de meşrutiyet coşkusu içinde Selanik’e döndüğünde, İstanbul’da okulu bitirdikten sonra bir avukatın yanında çalışıp, sonunda kendi yazıhanesini açmış olduğunu yazar.Üstelik 1913’te ailecek Selanik’ten İstanbul’a göçtüklerinde ağabeyi Celal İstanbul’daki yazıhaneyi açalı epey olmuştur ve maddi durumu da gayet iyidir.

Celal Derviş Bey, Galata’daki yazıhanesini açtıktan sonra batı dillerine olan hakimiyetiyle takip eden on yıl içinde üst düzey ticari anlaşmazlıkların hukuk yoluyla çözümünde roller aldı. Temsil ettiği şirketler Reunion Adriatica, International Loyd gibi sigorta şirketleriydi; muhatapları arasında Deutsche Bank gibi uluslararası kuruluşlar vardı. Bunların yanı sıra vekil-i umumisi olduğu Ticaret-i Osmani Anonim Şirketi gibi kurumsal düzeyde temsil ettiği müesseseler de vardı.

Topluma yönelik faaliyetlerini İstanbul’da da sürdüren Celal Bey 1914’te İttihat ve Terakki’nin bir yan örgütü olarak kurulan Çiftçiler Derneği’nin mesul müdürlüğünü üstlendi. 1917 kışında Beyoğlu’nda Tünel civarında sıcak hava buharının çıktığı menfezlerin önünde ısınmaya çalışan çocukları eşiyle birlikte gördükten sonra Nejat Mason Locası’ndaki arkadaşlarıyla Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin kurulması için çalışmalara başladı ve cemiyetin kurucuları arasında yer aldı. Böylelikle Cumhuriyet döneminde Çocuk Esirgeme Kurumu haline gelen şefkat yuvasının da temelleri atılmış oldu.

Saygın bir dava vekiliyken bir yandan da eğitimle ilgili çalışmalarını sürdüren Celal Derviş Bey 1919’da, adı sonradan “Şişli Terakki Lisesi”ne dönüşecek olan Şişli Lisan Mektebi’nin ve Teşebbüsat-ı Hayriyye Cemiyyeti’nin de kurucuları arasında yer aldı. 1924 tarihli bir arşiv belgesinde ruhsatsız kurulduğundan söz edilse de, gerekli işlemler hızla gerçekleştirilerek “Şişli Terakki Mektebi” genç Cumhuriyet’in köklü eğitim kurumlarından biri haline geldi.

Celal Derviş Bey artık Türkiye Cumhuriyet Adliye Vekâleti başlıklı ruhsatnamesiyle İstanbul Barosu’nun 421 numaralı üyesiydi. İlerleyen yıllarda zaman zaman adresi değişen bürosu 1921’de Türkiye Han No. 13’te, 1924- 1925’te Basiret Han’da, 1930’da Galata’da Hürriyet Han No. 22’de, 1938’de Hürriyet Han No. 13-15’te faaliyetlerine devam etti. 

Soyadı Kanunu’nun ilanıyla Deriş soyadını kabul eden aileye 1938’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu bir avukat daha katıldı, Etem Derviş Deriş. Etem Bey, 1909’da Selanik’te doğmuştu. Ailesiyle birlikte geldiği İstanbul’da Saint Benoit Lisesi’nden iyi düzeyde Fransızca, Almanca ile mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde okuduğu yıllarda Almanya’dan gelen bir çok profesörden aldığı dersler kendisine uluslararası hukuk açısından geniş bir ufuk kazandırdı. İstanbul Mahkemesi’nde stajını tamamlayan Etem Derviş Deriş de avukatlık ruhsatnamesi alarak Hürriyet Han’da babasıyla birlikte avukatlık yapmaya başladı. Ancak mesleğe başladığı yıllar II. Dünya Savaşı’na denk geldiğinden uzun sayılabilecek bir askerlik serüveni oldu. Askerliğinin ardından avukatlık mesleğine geri döndüğünde bir yandan da değerli mülklerin satışında aracılık rolü üstlendi.Bunun yanında C.F. Meyer, Denis Diderot gibi yazarlardan bizzat çeviriler yaptı ve yöneticisi olduğu Ölmez Eserler Yayınevi’nde çağdaş yazarların eserlerinin çevirilerini yayımladı. Dönemin edebiyat tutkunları onun yayıncılık faaliyetlerini devrin matbuatı içinde en ilgi çekici olanlar arasında saymaktadır. Devrin genç şairi Orhan Veli Kanık’ı hem “Vazgeçemediğim” kitabıyla hem de düzenlediği imza günü ile okuyucu ile buluşturan da o’dur. 

50’li yıllarda aile iki büyüğü kaybetmenin üzüntüsüyle sarsıldı; 1951’de Celal Derviş Deriş, 1956’da Osman Neş’et Deriş vefat etti. Babasından da edindiği birikimle yeni bir vizyon kazanmış olan Etem Deriş ise 1959’da “sınai ve fikri mülkiyet hakları” konusunda uzmanlaşan hukuk bürosunun yanı sıra Deriş Patent ve Marka Acentalığı’nı kurarak bu birikimi geleceğe taşıdı. Bu yıllarda sınai ve fikri mülkiyet hakları ile ilgilenen kuruluşlar yok değildi. Ancak Etem Deriş, haklar meselesini hukukla birleştirmiş, yani sınai fikri mülkiyet meselesine hukuki temsili de ekleyerek adalet alanında önemli bir yeniliğe imza atmıştı. Böylesi bir insiyatifin ayaklarının yere basması da hiç kolay olmamıştı. Ancak neredeyse öldüğü güne kadar bürosunun ve alınan tüm kararların merkezinde yer alarak oğluna ve sonraki kuşaklara sektörünün öncüsü ve lideri bir kuruluş bırakmayı başardı. İşleri oğluna devrettiği yıllarda firmasının müşteri portföyü Novartis, Phillips, Pfizer, Henkel gibi sektörel anlamda güçlü kuruluşlarla doluydu.

Aile içindeki hukukçu silsilesine Etem Derviş Deriş’in oğlu M.N. Aydın Deriş, Haziran 1968 tarihinde Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olarak 1971’de katıldı. M.N. Aydın Deriş dava ve mahkeme işlemlerinde yabancı ve Türk müvekkillere hukuki danışmanlık yaparak aynı zamanda Türkiye’de ve yurtdışında sınai/fikri mülkiyet haklarının tesisi, lisans verilmesi ve takibiyle ilgili konularda hizmet verdi. 1980’li yılların başından itibaren Türkiye’de fikri ve sınai haklar konusunun yerleşmesinde ve gelişiminde önemli rol oynayan kurul ve komisyonlarda yer alarak patent, marka, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaretler alanında yeni mevzuatın hazırlanmasına aktif olarak katkıda bulundu. Sınai ve fikri mülkiyet alanının gelişimini desteklemek üzere Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği’nin (AIPPI Ulusal Grup) Türkiye şubesinin kurucu başkanı olarak görev aldı.

90’lı yılların sonlarına doğru giderek büyüyen iş hacmi, firmanın ödediği vergilere de yansıdı. Deriş, İstanbul’un vergi rekortmenleri içinde 1999’da 21, 2000’de 25, 2009’da 23. sırada yer aldı. M.N. Aydın Deriş de İstanbul’daki avukatlar arasında 1997 yılında en fazla vergi verenler listesinde onuncu sıradaydı. Aile arşivi on yıllardır gerek vergi dairelerinden ve gerekse sektörel kuruluşlardan verilen teşekkür, takdir ve ödüllerle doludur.

MM.N. Aydın Deriş’in yeğenleri N. Serra Coral ve Kerim Yardımcı da fikri mülkiyet haklarına bağlı aile geleneğini dördüncü kuşağa taşıdı. N. Serra Coral, Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, 1994 yılında firmaya katılarak marka, patent, tasarım, itiraz ve dava konularında faal olarak görev aldı. Marka, itiraz ve dava alanlarında çalışan Kerim Yardımcı da Cenevre Üniversitesi İş İdaresi ve Hukuk bölümlerinde çift lisans yaparak 2002 senesinde firmaya katıldı.

Deriş ailesi yüz yılı aşan bir hukuk geleneğini bünyesindeki onlarca uzman isimle birlikte geleceğe taşımaya devam etmektedir.

İletişim Bilgileri

İnebolu Sokak, No:5, Deriş Patent Binası, Kabataş/Setüstü 34427 Karakoy Istanbul
T: +90 212 252 6122/23
www.deris.com.tr
Harita